21 Kasım 2015 Cumartesi

Bir Baska Mavi - Amy Harmon & Playlist

 TERSYÜZ'ün yazarından, hiç kimsenin "birisi" olmasının... alışılmadık bir dostluğun, umudun iyileşmeye ve kefaretin aşka dönüşmesinin hikâyesi.

Blue Echohawk kim olduğunu bilmiyordu. Gerçek adından ya da doğum gününden bihaberdi. İki yaşında terk edilmiş, bir başıboş tarafından büyütülmüş ve on yaşına kadar okul yüzü dahi görmemişti. On dokuz yaşına geldiğinde, yaşıtları üniversiteye ya da yeni hayatlarına doğru giderken, Blue hâlâ lise son sınıftaydı. Annesiz, babasız, inançsız ve geleceksiz Blue Echohawk aynı zamanda zorlu bir öğrenciydi. Sertti ve kendi bildiğini okuyordu. Ayrıca son derece çekiciydi. Yani, genç bir İngiliz olan ve sorun çıkaranları kanatları altına almaya meyilli ve Blue'yu çözmeye kararlı tarih öğretmeninin tam tersiydi.

Âşık olmak, kim olduğunuzu bilmediğinizde zor olabilir. Kim olduğunu ve sizinle neden birlikte olmaması gerektiğini tam olarak bilen birine âşık olmak ise imkânsızdır. 

16 Ekim 2015 Cuma

Buz Kapanı - Alexandra Bracken


Kabullen, uyum sağla, harekete geç. Turuncu… lider… roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım…

"Bu kitap, distopya okuyucuları için bir baş ucu kitabı olacaktır." 
-School Library Journal- 

"Baş döndürücü bir aksiyon ve heyecan dolu bir macera. Bir sonraki kitabı okumak için sabırsızlanacaksınız."
-Publishers Weekly-

"Bracken'ın bu sürükleyici ve tüyler ürpertici distopyası hafızalarınıza kazınacak."
-Kirkus Reviews-

11 Ekim 2015 Pazar

Sonsuz Gökyüzün Altında Serisinin Genel Incelemesi


Uzuuuun bir aradan sonra herkese merhaba ! Neden blogla ilgilenemediğim, buraları yapayalnız, bomboş bıraktığımla ilgili birkaç açıklama yaptıktan sonra bugünki kitap yorumuma geçeceğim. Okulum 14 Eylül açıldı ve açılmasıyla birlikte bir telaş da başlamış oldu. Henüz okuldaki dördüncü haftamda olmama rağmen biz Mimarlık Fakültesi olarak yüksek tempolu bir açılış yaptık. Lisede bu kadar tempolu bir okul hayatım yoktu. Bir ton ödevim oluyor ki çok kısa süre içerisinde bitmesi gerekiyor. Hani kolay şeyler olsa neyse ama yok, kafa patlatman, oradan oraya koşturup halletmen gerekiyor. Umarım alışırım. :( Haliyle bu dönemde kitap okuyamıyorum. Boş zamanım olursa tek düşündüğüm şey uyumak oluyor. Çok acınacak haldeyim biliyorum. Üniversitenin gerçekleri işte.  Kısacası durum böyle. Kitap okuyamıyorum, dizi izleyemiyorum. Haliyle blog da boynu bükük kalıyor. Ama dediğim gibi bir düzene oturtmaya çalışacağım. Burası benim kaçış noktam gibi birşey oldu. Yazmak kafamı dağıtmamı sağlıyor. 

Instagramda söz verdiğim gibi bugün Sonsuz Gökyüzünün Altında serisini genel olarak yorumlayacağım. İlk iki kitabı okumamın üzerinden çok zaman geçti ama serinin final kitabını -Durgun Mavi’nin Ortasında- bu ay okudum ve seriye veda ettim. Biraz konusundan söz ettikten sonra yorumumu sizlerle paylaşacağım. Serinin kitap sıralaması; Sonsuz Gökyüzünün Altında, Bitmeyen Gecenin İçinde, Durgun Mavi’nin Ortasında. Bu arada sadece ilk kitabın konusunu paylaşacağım. Seriye başlamamış veya devam kitaplarını okumamış olanlar için spoiler olmasın. 

Aria tüm hayatını Hayal’de geçirmiş. Buradaki seçilmiş insanlar herşeyi daha iyi bir ortamda yaşıyor. Dışarıdan tamamen izole olan hayatlara sahipler. Gözlerindeki cisim sayesinde Diyarlar'aa gidip istedikleri herşeyi yapabiliyorlar.  Diyarlar dediğim tamamen simülasyondan oluşan yerler. Aria’nın annesi bir gün ortadan kayboluyor ve Aria onun için çok endişeleniyor ve bu endişe onun Hayal’den ayrılıp Dışarı’ya çıkmasına neden oluyor. Ona öğretilen şeyler, Dışarı’nın ölümcül olduğu gibi, yüzünden Dışarı’da olmanın onun için ölümcül olduğunun bilincinde tabiki. 

Dışarı’dayken Perry adındaki bir Yabancı ile karşılaşıyor. Perry onun görmeye alışık olduğu bir tip değil. Hayal’de yaşayan insanlardan çok farklı ama Aria hayatta kalmak için Perry’e ihtiyacı olduğunun farkında. Aynı zamanda Perry’nin de ona ihtiyacı var çünkü o da Aria gibi birini aramakta. 

Kitabın genel olarak konusu bu şekilde. Çok fazla içine girip de kitabı anlatmak istemiyorum çünkü kitap çok ince olmasa da çabucak bitebilecek bir potansiyel taşıyor. Genel olarak serinin tüm kitapları böyle. Hiç bir kitabı elimde sürünmedi. Her birini okurken çok keyif aldım, ayrıca seride tempo hiç düşmüyor. Başka bir yazarın elinde bu kurgu olsaydı evire çevire üç kitap yerine altı kitaba çıkarırdı. Ama Veronica herşeyi tadında bıraktı. Okurken hiç sıkılmadım. Yazarın dili ağır değil kısacası. 

Kurgunun çok güzel olduğunu zaten söylememe gerek yok. Karakterler de mükemmel. Okudukça her birine daha da bağlanıyorsunuz. Aria, Perry, Roar, Talon, Cinder… Eğer ‘kötü çocuk’ diye tabir edilen karakterleri okumaktan sıkıldıysanız, buyrun size Perry ve Roar. Ay ikisi de mükemmel ya. Gerçek arkadaşlığı da görüyorsunuz zaten ikisi sayesinde. 


Genel olarak yorumum böyle. Ben her bir kitaba 5 puan verdim ve kesinlikle hak ettiklerini düşünüyorum. Eğer distopta, bilim kurgu okumaktan hoşlanıyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Eminim ki çok keyif alıcaksınız. Ayrıca yukarıda kitabın fragmanını paylaştım. 




20 Eylül 2015 Pazar

Audrey'yi Bulmak - Sophie Kinsella

Dünyanın bayıldığı yazarın ilk gençlik romanı...

Audrey evden çıkamıyor. Hatta, evin içinde güneş gözlüklerini bile çıkaramıyor. Şey... Göz göze gelmek ve bazı başka şeylerle ilgili "minik" sıkıntıları var da!

Aslında... Ağabeyinin dev ışıklı, çok derinlikli arkadaşı Linus, o kapkara güneş gözlüğü camlarının ardından Audrey'nin hayatına sızmayı başarana kadar "vardı" diyelim. Zira Linus, aynen bir portakal dilimini andıran içten gülümsemesi, samimiyeti ve sırf Audrey ile iletişim kurabilmek için yazdığı komik notlarla genç kızı evden çıkarmayı başarıyor. Yani, Starbucks da bir başlangıçtır sonuçta! Tatlı Audrey, anlayışlı ve şefkatli Linus'un yanındayken en korktuğu şeyleri bile yapabileceğini hissediyor. Hem, kim bilir? Belki de o kara camların ardında güzel bir dünya vardır gerçekten de!

Kıssadan hisse... Kendinizi yok olmuş hissettiğinizde bile gerçek aşk sizi bulabilir ve hayat, bir nedenle her mücadeleye değer bir şeye dönüşebilir. Zaten bu işler her zaman bir bakış açısı meselesidir. Audrey ile birlikte gülmeye, hayal kurmaya ve umut etmeye hazır olun…

13 Eylül 2015 Pazar

#1 Neler Izledim ?

Merhaba ! Bugün kitap yorumu paylaşmayacağım çünkü kitap OKUYAMIYORUM. Kendimi tamamen dizilere verdim. Hazır bu kadar izlemişken ve izlediklerimin hepsi sezon finali yapmışken yorumları sizlerle paylaşayım dedim. Umarım beğenirsiniz. <3

TRUE DETECTIVE

Louisiana Cinayet Masası'nda görev yapan dedektif Rust Cohle (Matthew McConaughey) ve Martin Hart (Woody Harrelson) bir seri katilin peşine düşerler. Olayların içine girdikçe karşılaştıkları şeyler özel hayatlarını da değiştirmeye başlar. Yıllar sonra dava tekrardan ele alınır ve bu iki detektif kendilerini sorgu odasında bulur.

Şuana kadar izlediğim kuşkusuz en iyi dizilerden biri. Çok güzel bir kurguya sahip, buna ek olarak karakterler özellikle Rusty mükemmel. Adamın ağzından çıkan her bir cümleyi merakla dinledim.
Geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçişler oluyor ama bu kafa karıştırmaktan ziyade merakla diziye devam etmenizi sağlıyor. Şunu belirteyim eğer adam akıllı izlemezseniz hiçbir şey anlamazsınız. Kafanızın karışmasıyla kalırsınız. 
Ah o son bölüm. Lanet olsun be. Ne diye sekiz bölüm yaparsın ki ?
Zaten Matthew’in oyunculuğu ayakta alkışlanıcak türden, bu diziyi izledikten sonra daha da çok sevdim. Gözümde o kadar bütünleşti ki Rusty ile. 

E hal böyle olunca ikinci sezona büyük bir heyecanla başladım. İlk önce şunu söyleyim her sezonda oyuncular ve olay değişiyor. Yani ilk sezondaki olaydan tamamen ayrı, bağımsız bir olayla karşılaşıyorsunuz. İkinci sezona başlamadan önce oyuncu kadrosundan dolayı ve ilk sezondaki başarıdan kaynaklı beklentilerimi çok yüksek tuttum ama benim için bir hayal kırıklığıydı. Kötü değildi. Ama ilk sezona kıyasla zayıftı. Karakterlere alışamadım, olay örgüsüne bağlanamadım. Bakalım üçüncü sezonda ne ile karşılaşacağız. 

Bu arada aşağıya dizinin açılış bölümünün videosunu koyuyorum. Grafikler, müzik çok çok hoşuma gitti. 



MR.ROBOT

Elliot, siber güvenlik sisteminde çalışan antisosyal biridir. Geceleri insanları hackleyerek onlarla dolaylı yoldan iletişim kurar. Bir anda kendi Mr. Robot adı verilen yer altı siber savunmacılarının içinde bulur ve işler düşündüğünden çok farklı ilerlemeye başlar. 

Bu diziye başlama gibi bir düşüncem yoktu aslında. True Detective’den sonra Supernatural ve Shameless arasında gidip gelip durdum. Her ne kadar bu iki dizi sevsem de doğru düzgün kendimi veremedim. Neye başlasam neye başlasam diye düşünürken kardeşim Mr. Robot diye bir dizi var izledin mi diyince hemen konusuna baktım ve oldukça hoşuma gitti. Üstelik imdb’de 9.1 gibi bir puanı var. 

Dizinin ilk bölümleri sıkıcı, bunu söyleyeyim. Nasıl oldu da devam ettim bilmiyorum ama iyiki de etmişim. Çünkü bölümler ilerledikçe şoka giriyorsunuz. Beklemediğiniz şeylerle karşılaşıyorsunuz. Tam bir psikolojik gerilim. Gerçekten farklı konusu var. Özellikle Elliot’u canlandıran Rami Malek’in oyunculuğu çok iyi. Bu arada dizide günümüzde yaşanan birçok gizli olay açık açık gösteriliyor. Bundan dolayı diziye müdahale edebilirler gibi. Çünkü tabiri caizse acayip laf çakıyor, birçok kuruluşa. 

Kesinlikle diziye devam edeceğim. Olayların nasıl ilerleyeceğini çok ama çok merak ediyorum. 

PEAKY BLINDERS


Hikayenin merkezinde yer alan Peaky Blinders çetesi, şehirde gerek halkın, gerekse polislerin bile şapkalarını çıkartıp selam durmak zorunda kaldıkları, at yarışı bahis işleriyle ilgilenen ve soygunculuk da yapan zamanın acımasız gangster çetelerindendir. Üyelerinin çoğunluğu Shelby ailesine aittir. Tahmin edebileceğiniz gibi zamanın rüşvetle dönen ortamında, onlar da kirli işlerini yapabilmek için polislere rüşvet yedirirler. Onlar için her şey yolunda giderken, yanlış bir soygun şehre, onların başına bela olacak yeni bir müfettiş gelmesine neden olur. (kaynak; dizimag)
Dürüst oluyorum, bu diziye Tom Hardy için başladım. İkinci sezonda onun olduğunu öğrenince dayanamadım, saldırdım. Ne yapayım yahu ? Seviyorum adamı. 


Dizi MÜKEMMEL. Bunun nedenlerine gelecek olursak;
  1. Oyuncular süper. Cillian Murphy ve Sam Neill için söylemiyorum bunu sadece. Her biri çok çok iyi. 
  2. Dizi hiçbir şekilde sıkmıyor. Tempo daima yüksek. Diyaloglar kahkahalar atmanıza neden oluyor. 
  3. Gereksiz derecede dram yok. Artık dramdan usandığım ve acayip derecede duygusal bir insan olduğum için benden uzak gitsin.
  4. Gangsterlar. İngilizler. Hepsi karizmatik. 
  5. İlk sezon ne kadar güzelse ikinci sezonda o kadar güzeldi.
  6. Finn Cole diye bir insanı tanıma şansınız var hihihihihi
  7. İkinci sezonda Tom Hardy var. Adamı ekranda gördüğümde ellerini deli gibi çırpmadım. Hayır. 
  8. Mükemmel ötesi müzikler var. Cidden ya, acayip güzeller.
İşte izlemeniz için sebepler. Tek üzüldüğüm nokta Tom’un sahnelerinin oldukça az olması. Ben kesinlikle devam edeceğim. Kendime devam etme ve etmeme seçeneğini bile sunmuyorum aslında. Veee size deli gibi tavsiye ediyorum. İzleyin izlettirin !




29 Ağustos 2015 Cumartesi

Tatlı Yalan - Jamie McGuire

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?


Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.

27 Ağustos 2015 Perşembe

Kitap Alısverisim #1



Herkese merhaba ! Bugün bir değişiklik yapıp kitap yorumunu girmeyeceğim, kitap alışverişimi sizlerle paylaşacağım. Öncellikle genel olarak alışverişlerim hakkında bilgi vereyim. Çoğunlukla okuoku, idefix ve ilknokta’dan alışverişlerimi yapıyorum. Sitelerin güvenilirliği çok fazla soru olarak geliyor bana. Siteler kesinlikle güvenilir. Günde yüzlerce insan alışveriş yapıyor ve zaten sitenin en altına indiğinizde bir güvenlik sistemiyle korunduğunu gösteren logoyu görebilirsiniz. Kapıda ödeme konusuna gelince, bu konuda bilgi sahibi değilim çünkü bu yöntemi hiç kullanmadım. Ama duyduğum kadarıyla okuoku’da kapıda ödeme seçeneği var ve kargo ücretine ek olarak 5 tl daha ödeme yapmanız gerekiyor. 

Alışverişime gelecek olursak, okuoku’dan sipariş verdim. Son zamanlarda ciddi bir indirim olmazsa okuoku yerine idefix’i tercih ediyordum ama bu ay okuoku’da Artemis Yayınları’nda 9.90 indirimi vardı. Gece Avcısı, Anita Blake, Duman ve Kemiğin Kızı, Demir Druid Günlükleri, Vampir Günlükleri ve birkaç seri de bu indirime dahildi. Bir önceki alışverişimde Gece Avcısı serisini almıştım ama instagramdaki birçok kişi yan seriyi de almam gerektiği hakkında beni uyarmıştı. Çünkü dördüncü kitaptan sonra yan serindeki bir kitabı okumam gerekiyormuş. E ben de tekrar bir alışveriş yapıp yan seriyi aldım. Dediğim gibi kitaplar çok uygun ve kesinlikle kaçırmak istemiyordum. -birçok kitabı indirimde almayıp indirim bittikten sonra alınca kafasını duvarlara vuran gökçe-